
20 Ekim 2011 Perşembe
Formül yok! Terim çok! (Gelişim ve Öğrenme)

18 Kasım 2009 Çarşamba
gidiyorum...
O kadar çok şey yazmak isteyip de yazamamak herhalde nerden başlayacağını bilmemesinden kaynaklanır insanın, ya da nerde bitireceğini bilmemesinden. O zaman böyle ortadan ordan buradan yazmak lazım bakarsın bir şeye benzemiştir. Nasıl olsa artık çöp kovası hem aşağıda hem yukarıda ister kağıda yaz istersen bilgisayarında, çöpe atabilme garantin hep var ister masa altında, istersen masaüstünde :)
Gidiyorum, en sonunda yaşıtlarımın, küçüklerimin hatta çok küçüklerimin gidip gelişini gördükten sonra nihayet ben de gidiyorum, bu arada hala gitmeyedebilirken üstelik yani keyfi olarak kendi isteğimle gidiyorum. Düşündüm de benden sadece 1 yaş büyük kuzenim gidip geleli 12 yıl olmuş. Yani bu işin keyfiyeti nerde değil mi? Ama içimde tarifi mümkün olmayan bir rahatlık var bu konuda, çünkü neyle karşılaşacağımı nasıl geçeceğini, nerde geçeceğini hiç düşünmüyorum; nedense aklımda hayalimde hep döndüğüm gün var, klasik olacak ama yeni doğmuş gibi.. Sanki kendini bi şeyler başarmış da gelmiş gibi hissetmek bu olsa gerek… Oysa uzun uzun düşünebileceğim çok şey götürüyorum yanımda giderken ve geri getireceğime de eminim üstelik. ve soruyorum kendime o zaman niye götüreyim ki? Ama bırakamıyorum, geliyorlar, gölgem gibi, kaçamıyorum…
Biraz duygusal, biraz itirafçı e biraz da sıkıntılı bir giriş yaptım ilk yazımda ama bu aralar ben de gündem bu, eminim buraya yazmaya devam edersem daha keyifli şeyler de yazacağım ama bu aralar böyle bir hüzün havası var. Eee malum yeşil, hele ki koyu yeşil hüznün rengidir, çünkü o sonbahar sarısı da bir zamanlar yeşildir.
Bir gözlerini alıyorum yanıma
Gülüşünün içinde
Bir öpücük bırakıyorum
Gözlerinin üstüne..